"Dil kültürün aynasıdır" dediler, Ben şok!

27-Tem-17 10:20 Yazar :  

İç İletişim ve Yaratıcı Mizah

Diyelim ki, çok uluslu - belki de az uluslu ama çok kültürlü - birçok açıdan sektöründe öncü olarak görülen bir organizasyonsunuz. En azından şirkette kimin kime bağırması gerektiği belli, (ki kargaşaya mahal vermemek için önemlidir, bir de acil toplanma noktan varsa çalıştığın yerden daha ne istersin?) İnsan Kaynakları departmanınızın şirket içi iletişim konusunda mantar pano kullanmaktan öte meziyetleri olduğunu da kabul edersek, bir ‘İç İletişim’ faaliyetinden söz edilebilir. İşveren markasına ya da Çalışan Değer Önermesine sahip olmanız şart değil. Dudullu organizedeki atölyene sağ ayağınla girerken verdiğin selam bile bir iç iletişim faaliyetidir nihayetinde.

Bu kadar meziyete sahip bir organizasyonsanız, kendinizi içerde ve dışarda anlatmak istersiniz. Dokuz yaşındaki çocukların bile Face’den canlı yayın yaptığı günlerdeyiz, iletişimin zenginliklerinden ne kadar soyutlanabiliriz ki? Hele de bilginin ve onu kullanabilen insanın değeri bu kadar artmışken!

Peki, sahip olduğunuz kurumsal meziyetleri çalışanlarınıza ya da iç geçirerek çalışanınınız olmasını istediklerinize (ki ‘İç İletişim’ hiçbir zaman sadece ‘İç’ iletişim değildir)  hakkıyla ifade edebiliyor musunuz? İç iletişimde nerede ciddi, nerede daha az ciddi kalmanız gerektiğini ayırd ediyor musunuz? Sadece kültürünüzle değil, onu aktarırken de fark yaratabiliyor musunuz, yoksa hep mi ciddi olmak niyetindesiniz canım?

Günümüzün çok katmanlı organizasyonları, kendilerini farklı platformlarda, değişik seviyelerde anlatmak zorunda. Ya da şöyle söyleyelim: En fiyakalı İK yöneticileri bile önce on santimetrekarelik o facebook sliderlarına kafasını sokacak, paşa paşa ‘tık’ını alacak, sonra gidip  bin metrekarelik üniversite salonlarında bir türlü bulamadıkları o üstün yeteneği arayacaklar.

İletişimi hafife almıyorsanız, kelimeleri de almamalısınız. Dışarıda zeki olanların değil, iyi konuşanların sözü daha çok geçiyor. Söze kanmanın, zekayı kavramaktan daha kolay olması da insanlığın defosu işte, (ya da ilahi bir kara mizah ki; bir ramazan günü Sultanahmet’te Hatipoğlu hocaya sorulacaklar listemde en başta yer alıyor).

Ne derseniz deyin, kurumsal dilinizi biraz mizahla renklendirmenin zarardan çok faydası olacaktır.

Çünkü, çizgi üstü bir kültüre sahip bir organizasyon olsanız bile dilinize zeka katmazsanız, hak ettiğiniz farkı yaratmakta zorlanacaksınız.

Mizah ise doğru kullanıldığında dilinize renk katar, cazibenizi parlatır, imajınızı yukarı çeker. Gerginliğin değil güler yüzün hakim olduğu iş ortamları yaratır. İletişimin hesaplaşmak için değil, paylaşmak için yapılmasını sağlar. Nasıl mı?

MİZAH ATMOSFERİK BASINCI LEHİNİZE ÇEVİRİR

İnsan sosyal bir canlıdır ve sosyal canlılar Candy Crush oynar; çalışanlar dahil! Yenildikleri olacak; oyuna, zamana, kendi koydukları hedeflere, koyuldukları hallere, hayallere, geç gelen metrobüse, erken gelen menopoza, gidemedikleri tatile, geldikleri yaşa takılacaklar. Düşecekler hatta. Çalışanlar da zaman içinde kaybolacak, mesai saatlerinde kendilerini bulacaklar.

Yönetilenlere kendilerini bulacakları ortamını sağlamak, düştüklerinde onları yukarı çekmek yöneticilerin işi, eğer amaç yönetmekse, çok daha doğrusu ve bizi ilgilendireni; ‘Gerçekten yönetmek istediklerini’ yönetmekse.

 

Yani, çalışanlar Candy Crush oynuyorlar diye mi dile mizah katıcaz?

Bir açıdan öyle ama fazlası da var. Şöyle ki; bir düşünün, dini mekanların, müzelerin, sanat galerilerinin kendilerine has, sessiz ve gizemli bir havası vardır değil mi; hele de sergilenen objelerle bildiğimiz sanat arasındaki ilişkiyi kurabilen sadece sanatçıysa. Bu tür bir hava saydığımız mekanların işine gelir. Çünkü, açıklayamadığınız şeyleri aslında çok iyi açıklayabilmişsiniz de karşınızdaki anlayamamış gibi görünmenizin en havalı yoludur gizemin ardına saklanmak.

Ama kar amacıyla kurulmuş ticari bir işletmenin işine gelmez bu hava. Hiç bir çalışan, kimsenin gülmediği, herkesin terk etmek için dakikaları saydığı, size her an hayatınızın elinizden akıp gittiğini hissettiren bir ortamda çalışmak istemez. İstemesin zaten. Hayatı törpülenecek, iki yana sabitlenmiş su varilinin üzerinde koşturan Survivor yarışmacısı gibi patinaj yapacak kariyeri, yapılacak en mantıklı hareket, CV’yi bırakır bırakmaz orayı terk etmektir.

Öyle bir yapıda, bin bir zorlukla yakaladığınız pırıl pırıl çalışanların bile kısa sürede siyahlarını kusup organizasyonun gri havasına uyduğunu görürsünüz.

Çalışanlarınızı bu havaya bir kere kaptırırsanız, nesilden nesile aktarılacak bulaşıcı bir hastalığa yakalanmışsınız demektir. En iyi ilacı ise, bir tablet mizahı iletişim dilinizin altında eritmektir.

Çünkü şirketinizin diline katacağınız neşe hemen fark edilir.

 

‘Çünkü her çalışan yöneticisini takip eder.’

O yüzdendir ki, her şirketin yönetim katında küçük küçük patroncuklar koşturmaktadır. Patron Land Cruiser kullanıyorsa RAV4, Touraeg kullanıyorsa  Tiguan almak için kendilerini heba eden bu patroncuklar sizden aldıkları enerjiyi şirketin her köşesine yayarlar. Her çalışan er ya da geç, az ya da çok yöneticisine dönüşür. Şirketin dilindeki, bakış açısındaki pozitif ve negatif değişimler kısa sürede herkes tarafından sahiplenir. Dilinize sağlık gelirse, ofisinizde de çiçekler açar.

Çalışanın kendini mutlu ve ait hissetmesinin en büyük sırrı, kendini çalıştığı değil, yaşadığı yerde hissetmesidir. Gülemediğiniz yere ait olamazsınız. Bırakın asık suratlı ciddiyeti. Uzun dönemli çalışmanın altında yatan sır gülücüktür! Belki biraz da para…

EMİR VERMEDEN EMRETMENİN, DEVEYİ PİRE YAPMANIN YOLUDUR ‘MİZAH’

Mizah bir iletişim aracı değil, iletişim yoludur.

Mizah cesurdur. Farklılıkları ve benzerlikleri sıra dışı biçimde sunma yeteneğidir. Her sıra dışı eylem gibi cesaret gerektirir. Çalışanlarınızdan katılım, yaratıcılık ve sürekli gelişim bekliyorsanız kullanmanız gereken dildir, mizah.

Siz onlara cesaret verin ki, onlar da cesur olsunlar.

Siz esnek ve yeniliğe açık olduğunuzu ne kadar gösterirseniz,  çalışanlarınıza aynı şekilde davranabilmeleri için yol açmış olacaksınız.

Üstelik mizah, herkesten önce yöneticinin ihtiyacıdır. Çünkü mizahı yapılan şey, yönetilebilen şeydir. Her fırsatta ölümle dalga geçmemizin, cehennemi ti’ye almamızın sebebi ne sanıyorsunuz? Ölesiye korkuyoruz ölmekten. Yönetebilmek istiyoruz sonsuzluğu. Ama olmuyor, olmuyor işte.. (listede ikinci sırada)

Mizah yenidir, devrimcidir.

Aynı fıkraya iki kere gülmezsiniz mesela. Yolunda yürüyen adama da kimse gülmez. Ama ayağı tökezlediğinde herkes güler çünkü beklenti kırılmış, adam yoluna devam edememiş, ortaya ‘yeni’ bir şey çıkmıştır. Mizahın kodunda yenilik vardır; alışıldık mizah olmaz, ‘bir zamanlar komikti’ olur, der Cem Özer. 

Söyleyecek ‘yeni’ bir sözünüz varsa, mizah’ın içindeki ‘yeni’den faydalanın.

Yönetilmesi gereken her yeni ve zorlu sürece dozunda bir mizahla yaklaşın. Dalgasını geçebildiğiniz her şeyin üstesinden gelebileceğinizi peşinen kabul etmişsiniz demektir. Karşınızdakiler de ister istemez buna saygı duyacaktır. 

Her yeniliğe, her değişikliğe mizahla yaklaştığınızda çalışanların ne kadar az direnç gösterdiklerini ve beklediğinizden ne kadar kolay kabul ettiklerini görecek ve şaşıracaksınız.

Bir de n’olur nolmaz, ölümle fazla dalga geçmeyi, ya da geçin.. ya da….

(üçüncü sıra: hocam ölümle dalga geçilir mi?)

 

Yorum Yaz

Gönder