Çalışan bağlılığı, kriz yönetimi ve diğer organizasyonel ütopyalar…

01-Ağu-17 19:05 Yazar :  

İç İletişim ve Yaratıcı Mizah 2

Kendinize dışarıdan baktığınızda ne görürsünüz? Ya da sorunun kapsamını genişletip tekrar soralım; insanlığa dışarıdan baktığınızda ne görürsünüz?

Seinfeld benzer bir soruyu, köpeğini gezdiren birini seyreden uzaylının bakış açısından sormuştu. Köpeğinin peşinde, o yürüdüğünde yürüyen, durduğunda duran; arada eğilip yerden aldığı kakasını poşete koyan insan mı efendidir uzaylıya göre, yoksa köpek mi?

Askerliğimi yaptığım jandarma karakoluna henüz ilk gün, 91 yaşındaki kardeşini kafasına odunla vurarak öldüren 92 yaşındaki bir adamı getirmişlerdi. Kavganın sebebi, iki bitişik bahçenin arasındaki çizginin ihlal edilmesiydi. İki ihtiyarın da çizgiyi gerçekten olduğu yerde gördüğüne inanmıyordum. Kaldı ki, sopayı kaldırdığında bir ‘la havle’ çekmeye başlasa, muhtemelen bitiremeden neden kaldırdığını hatırlamayacaktı. Peki, bu derece sorunlu işleyen yaşlı bedeni katil olma kararını nasıl vermişti? Belki de sidik torbasının verdiği bir ‘boşalt’ mesajı, nörondan nörona ağır aksak yol almaya çalışırken beyinde yanlış bir yere ulaşmış ve işlem ‘sopayı kaldır’ olarak son bulmuştu.

Benim bu olaydan çıkardığım sonuçlar şu oldu;

1- Bu askerlik bitmez,

2- Yaşananlar ne kadar acımasız ve saçma da olsa insanı mizahtan tamamen soyutlayamazsınız.

Dışardan bakıp sakin bir mantıkla süzebildiğinizde, en gülmek istemeyeceğiniz olayların bile içindeki saf, kristalize mizahı görebilirsiniz. ‘Kara Mizahı’ keşfettiğimi iddia etmeyeceğim, sadece sakin kalabilmek, mizah ve kriz yönetimi arasındaki ilişki üzerine birkaç kelime etmek niyetim.

Şu kesindir ki insanın olduğu yerde mizahın olmaması, ‘anormaldir.’

Çünkü, ‘mizah’ insanoğlunun doğasında var. Mizah, insanın en sağlam yapıtaşıdır hatta. Ne yazık ki insan, ölmek için doğmak gibi, ‘doğuştan’ karmaşık bir prosesin ürünüdür. Sadece bu tezat sayesinde bile kendinize başkalaştığınız, anlık gerçekliğinizden sıyrıldığınız her şartta mizah yaratabilirsiniz. Bu durum, mizah üreticileri için her zaman çalışacak sağlam bir formüldür. Çoğu zaman kara mizah üretse de kesinlikle kusursuz bir yoldur. İç iletişim içinse farklı açılardan faydalar sağlar.

Profesyonel hayat, –mış gibi yapanların sahnesidir. En iyi satışçılar en iyi yalancılar, en iyi yöneticiler en acımasızlar olabilir. Kariyerler şansa, riyakarlığa, cürete, sütyeninizi ne kadar doldurabildiğinize - bazen taşırabildiğinize - göre yol alabilir. Tüm bu koşulların arasında da yaptığınız işi iyi yapmanız beklenir. Çarptığınız bir kapı aldığınız ücretin yeterliliğinden, riyakar gülüş yeteneğiniz müşterinize sunduğunuz hizmetin samimiyetinden,  evinizin iş yerinize uzaklığı yaşadığınız topluma katacağınız mesafeden daha önemli olabilir. Ve günümüzde, tüm sektörlerin bu konuda ortak bir liberal tutumu vardır: Bu kabuller tartışmaya açık değildir, ancak üzerlerine inşa edilmesine müsaittir. Bir gün patronunuz öz oğlunu kişisel yetersizliğinden dolayı işin başına değil de, sizin bir alt kademenize yerleştirirse gelin bu konuları bir daha tartışalım ama o zamana kadar, bu yalan dünyayı görmezden gelsek de yok saymayalım.

Yoksa bu eksiklik ayağınıza dolaşacak, ritminizi aksatacaktır. Halbuki bu rüzgarı, ona karşı yürümektense arkanıza alabilirsiniz.

Bazı kriz anlarında perspektifinizi alışılmışın dışında genişletip, çalışanlarınıza ve yöneticilerinize hayatın hangi noktasında durduğunuzu, ne hızla yol aldığınızı ve ne kadar yolunuz kaldığını hatırlatmanız size faydası olacaktır. Bu sayede gergin bir ortamın elektriğini alır, tansiyonu düşürür ve asıl konuşulması gereken şeylerin konuşulmasını geciktirecek ya da tamamen engel olacak kirleticileri temizlemek için fırsat yaratırsınız.

Son derece modern tekniklerle inşa edilmiş bir fabrikanın orta katını çökertecek kadar çok miktarda yanlış üretilmiş ürünün, ne akla hizmet bu şekilde üretildiğinin masaya yatırılacağı bir kalite güvence toplantısındaydım. Kalite güvence, kalite kontrol, üretim.. ucundan kıyısından hesap sorulabilecek ve sorabilecek herkes başlamak için hazır bir şekilde büyük patronu bekliyordu.

Şirket yönetiminin genel inanışı; bazı insanların hayatları boyunca hata yapmayabileceği ve her nasılsa tamamının kendileri tarafından seçilip istihdam edildikleri yönündeydi. Bir buçuk aylık oryantasyon sürecimde  - karakola gitmeden önce bile sadece 1 ay acemi eğitimi almıştım -  anlayabildiğim buydu.

Büyük patron içeri girdiğinde masadakilerin kalp atışları duyabiliyordunuz. Toprağı bol olsun, bacak bacak üstüne attı ve ilk sözleri, 15 yıllık tecrübesi olan ve yönetim için değerinden şüphe etmediğim üretim müdürüne dönüp, ‘sen ne işe yararsın’ oldu. ‘On beş yıl oldu ve hala bir şey öğrenemedin’ şeklinde devam etti.

Daha sonraki tecrübelerime de dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim ki üretimin konuyla zerre alakası yoktu. Toplantı masasındaki herkesten, her derecede hesap sorulabileceğini gösteren acımasız ve ilkel bir hamleydi sadece. Toplantının devamı da üç aşağı beş yukarı bu şekilde devam etti. Odadaki henüz bir yılını doldurmamış ‘ Y’ kuşakları kapıdan çıkmadan zihinlerinde istifalarını basmış, orta kademe yöneticiler arasında hala aslarıyla nasıl iletişim kuracakları konusunda şüphesi olanlar varsa kafaları netleşmiş, müdürlerin karaciğerleri ise akşam omuzlamak zorunda alkol miktarı konusunda fikir sahibi olduktan sonra toplantı sona ermişti. Toplantının başka da hiçbir pozitif sonucu olmadı.

Şunu peşinen kabul ediyorum: Mizah profesyonel iletişim sürecinizin tüm adımlarını kapsayamaz, eğer stand up yıldızı değilseniz. Fakat amaç sonuca gitmekse, başlangıç için doğru yoldur, hele de bu derece ağır kriz anlarında.

Bahsettiğim toplantıda doğru ya da yanlış, haklı ya da haksız herkes sakladı, suçladı, manipüle etti ya da görmezden geldi. Toplantı sırasında ve sonrasında yapmadıklarından emin olduğum bir şey var ki; kimse ekstra sorumluluk alıp yeni bir şey üretmedi.

Benzer bir toplantıya yönetici tarafından, ‘ herkes hata yapar, herkes burada galiba değil mi?’ sorusuyla başlandığına da şahit oldum. Bu yaklaşım ne yöneticiyi kötü yönetici yaptı, ne de sorunu ‘çözülemez.’ Tüm ekip toplantıya gülerek başladı ama sadece konuşulması gerekenler konuşuldu. Belki çok daha ufak ölçekli ama çalışanların çok daha mutlu olduğu ve kesinlikle daha verimli bir işletmeydi.

İlk bahsettiğim firma ISO 100 den hiç çıkmamış ve profesyonelce yönetilen bir firma. Yöneticilerinin farkında ya da hakim olmadığı hiçbir konu yoktur. Sadece farklı bir iletişim kültürü yerleştirmek, sonuçlarını test etmek zahmetine girmek istemiyorlardı ki, kemikleşmiş bir kültür içinde bunu başarmak genç bir işletmeye göre gerçekten daha zordur. Ama yanlış olarak kalmaya ve çalışana ve organizasyona zarar vermeye de devam edecektir.

Sonuç: orta kattaki ürünler boşaltıldı.

Dev şirket geçtiğimiz günlerde Amerikalı bir fon grubuna satıldı.

Amca yaşıyorsa şu sıralar 105 yaşında olmalı...

Yorum Yaz

Gönder