Güldürün ki, ne kadar ciddi olduğunuzu görsünler...

08-Ağu-17 16:57 Yazar :  

Dünyanın en güçlü ülkesinin lideri olsanız, sırf sıranız geldi diye sahneye çıkıp stand up yapar mısınız?

Amerikan başkanları yapıyor. Bush’dan Obama’ya kadar hepsi, Beyaz Saray Muhabirleri Derneğinin senelik yemeğinde sahne aldı..

En unutulmaz ‘stand up’ ise şüphesiz Bill Clinton’a ait olanıydı (ima yok) Çünkü şovunun tadı izleyicinin damağında kaldı. (hala yok) Önce Beyaz Saray’daki son günleriyle dalga geçen, sıkıntıdan sarayın koridorlarında bisikletle gezip, hortumla başkanlık arabasını yıkadığı bir film izlettirdi Clinton; sonunda ise yanında oturan talk show ustası Jay Leno’ya,  ‘Benle ne kadar alay ederse etsin bu herifi seviyorum, çünkü ikimiz birlikte Amerika’da ne kadar beyaz saçlı tıknaz ihtiyar varsa, hepsine başarabileceklerini gösterdik’ diye takıldı (orda hafif bi ima olabilir)

Yemekte Leno’ya takılan tek lider o değildi. Leno’nun reytingleriyle dalga geçen Obama, ‘Jay’den önce sahne almam iyi oldu çünkü ondan sonra çıkanların halini biliyorsunuz’ diye başladı konuşmasına. Daha sonra, izleyiciler arasındaki Trump’la dalgasını geçti ki, muhtemelen Trump meselesinin bu kadar ciddiyete bineceğini bilse, ‘kendisine Kenya doğumlu olmadığımı ispatladığıma göre artık gidip Amerikalıların gerçekten aya inip inmediği üzerine kafa yorabilir’den çok daha alaycı sözlerle saldırırdı.

Amerikan başkanları çok komik ya, keşke bizim de öyle başkanlarımız olsa keşke!’ye getirmicem lafı. Ancak şöyle bir şey var; keşke olsa!

Mizahın ne olduğuyla ilgili birçok profesörün, hatta filozofun ürettiği çok ciddi teoriler var. Teknik olarak, en basit haliyle, farklı disiplinleri aynı düzlemde değerlendirip, bambaşka bir düzlemde sonuçlandıran bir proses. Üç aşağı beş yukarı, ‘komedi’ üreten her durum bu denklemi karşılar. Herkesin bildiği basit bir örnekten yola çıkalım: Cem Yılmaz’ın Süpermen esprisi. Süper kahraman ve günlük hayatı iki ayrı disiplin olarak ele alır ve aralarında benzerlik ilişkisi kurup sahnede size gösteri olarak sunar. Buradaki ‘sonuncu düzlem’ tiyatrodur ki, pratikte varsayımsal uzaylılar ve günlük hayatımızın karşılaştırılmasına ergenlik sivilcelerimiz kadar ihtiyacımız olmasına rağmen, yapılan iş için İstanbul trafiğinde bir noktadan diğerine ulaşmayı başarmış, üstelik bunun için bir de para vermişizdir.  Gel de gülme!

Bu denkleme bir de meslekleri komedi olmayan ama günlük hayatlarında mizahı kullanan çalışanlar – Sayın başbakanımız Binali Yıldırım hariç -  gözünden bakalım. Mizahı rutininden çıkarmamış ve şirket içi iletişimde de düzenli olarak kullanan bir ekip, farklı disiplinleri bir araya getirip bambaşka sonuçlar görme konusunda antrenmanlıdır. Mizahı bir el egzersiz aleti olarak düşünün. Lastik olanından. Nasıl ki el kaslarınız kauçuğa hak ettiği tepkiyi verdikçe güçlenirse, mizaha yatkın insanlar da farklı durumlar arasındaki benzerlik ya da farklılıkları bulma konusunda gelişir.

Etrafınızdaki ciddiyetinden taviz vermeyen asık suratlıları ve espritüelleri zihninizde karşılaştırın. Espritüeller Şafak Sezer’in bir tık üstü, Cem Yılmaz’ın iki tık altı kadar komik olabilseler yeter. Sizce hangileri beklenmedik durumlar karşısında daha esnek davranıp çözüm üretme kabiliyetine sahiptir? Bö suratlılar mı, yoksa komikler mi?

Mizahın kaçınılmaz olarak sivrilttiği yetenekler vardır:

Farklı açılardan bakmak (kimi zaman bakılmaması gereken yerlerden), her şartta sebep sonuç ilişkisi kurmak (sonra o ilişkiyi eğip bükmek), normalde beklenmeyecek olana hazırlıklı olmak gibi…

Sonuncuyu biraz açarsak karşımıza çıkan şu oluyor: Mizahi üsluba ne kadar aşina iseniz, önyargılarınız iletişim kazalarında sizi negatif düşünmeye değil, anlamlandırmak için daha fazla çaba sarf etmeye yönlendiriyor. Bu da agresif insanlarla iletişim kurmanın neden daha zahmetli olduğunun ispatıdır.

Komik olabilen adam iyi çalışan mıdır sorusuna verilebilecek cevap şu olabilir: Tabii ki, ne sandın! Üstelik mizahı etkin kullanabilen yöneticilerin daha başarılı olduğuna dair elimizin altında birden fazla akademik çalışma varken.

Mizah yapmış olmanız, en azından yapabildiğinizi gösterir. Onu, şirket kültürünüzün ve iletişiminin bir parçası yapmanızsa, olaylara ve karşılacağınız problemlere bakış açınızı ve nasıl bakılmasını istediğinizi gösterir.

Günümüz profesyonel hayatının kutsal kasesi verimliliktir. Bu da birçok açıdan hızlı problem çözme yeteneği ve çok yönlülük demek. Artık çalışanlardan, mümkünse şirkete bile uğramadan para kazandırmalarını bekliyoruz.

O zaman bilinçaltı mesajlarını doğru vermemiz lazım. Nasıl bir ekip istiyoruz? Yapmak istediğimiz tek düze, her emrimizi yerine getiren, sınırlarının dışına çıkmayan bir ekibe önderlik etmek mi? Yoksa değişen şartlara ayak uyduran, yaptıkları işe norm veren bir takıma yol göstermek mi? Eğer amacınız iddialı ise, tarzınız tekdüze olamaz! Yaratıcı, her durumda hızlı ve esnek çözümler üretebilen bir ekibin doğasında mutlaka bir ‘mizah’ vardır ve siz de doğaya saygılı olmak zorundasınız.

Amerikan başkanlarıyla başladık, CIA ile bitirelim. Merkezi Haber Alma Teşkilatının ilk twiti : ‘Bunun ilk twitimiz olduğunu ne inkar edebiliriz, ne doğrulayabiliriz’ oldu. Hollywood’dan öğrendiğimiz kadarıyla, ajanlarının büyük kısmının bizzat CIA’den kaçtığını düşünürsek, potansiyel adaylara karşı şirin görünmeye çalışan bir kurum davranışı olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan, yönetenin yönetilecek olana örnek olduğu, analitik zekanın ustaca sergilendiği basit bir eylem olarak da görebiliriz ki, her şartta başarılı bir uygulamadır.

Datça Belediyesi durur mu, 9 Eylül’de Yunan komutan Tripoli’nin ağzından ‘su soğuk ama girince alışıyorsun’ twiti attılar. Birkaç saat sonra, tepki üzerine kaldırmak zorunda kaldılar. Muhtemeldir ki bir ima barındırıyordu!

Yorum Yaz

Gönder